![]() |
Özel Arama
|
| | #1 | |||||
| Baktabul Bot ![]()
Mesajlar: 6.143
Teşekkür Etme: 0
406 Mesajina 2.491 Defa Tesekkur edildi
Tecrübe Puanı: 9902152 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Kimi düşünce tarihlerine göre Hint felsefesi tarihi yazılı tarihten daha önceki tarihlere, İndus Vadisi ndeki Dravidyen Uygarlığı'na (M.Ö. 3500) kadar götürülür.Dravidyen sözcüğünün anlattığı şey pek açık olmasa da bir dil öbeğine bir öbek insana, bir uygarlığa verilen addır. Bundan sonra Aryan etkisinden söz edilir (M.Ö. 2000). VEDALAR ÖNCESİ DÖNEM: Kutsal Hint metinleri olan Vedalar 'daki bir takım düşüncelerin kökleri vardır. Özellikle tanrıların kökenlerinin Aryan öncesi Dravidyen kültüre dayandığı yollu düşünceler öne sürülür. Yazılı tarihten önce başlatılmakla birlikte Hint Felsefesindeki başat özellikler günümüze kadar pek değişiklik göstermemiştir. Hint felsefesi anlatırken, en temel özelliğinin kılgın bir yan taşıması olduğu vurgulanır. En başından bu yana Hint felsefesi yaşamın temel sorunlarını çözmeyi, yaşamı daha yaşanılır kılmayı amaçlamıştır. Fiziksel, zihinsel, ruhsal acılara karşı koyup bunların nedenlerini anlamak için uğraşmıştır. Acının nedenlerini bulmak, olanaklı en iyi yaşama ulaşmak için zorunlu diye görülmüştür. Kişinin `olduğu', `olmak istediği' ile `sahip olduğu', `sahip olmak istediği' arasındaki boşluk acıya neden olmaktadır. Kişi yoksuldur; eksikliğini duyduğu zenginliği ister. Bu onda `acı'ya neden olur. Kişi ölümün kaçınılmaz olduğunu bile bile ölümsüzlüğü ister; bu kaçınılmaz durumdan korkmaktadır. Bu ondaki `acı'nın kaynağıdır. Sorunun çözümü açıktır: `Olan' ile `olması istenen' bir kılınmalıdır. Bu kez şu soru gündeme gelmektedir Bu `birolma' nasıl başarılacaktır? Bütün Hint felsefesinin insanın duyduğu bu acıyı konu edindiğini; acı çeken ben'in her zaman özne olduğunu; bu öznenin, öznenin deneyimini edindiği nesnelerden çok daha önemli olduğunu söylemek pek yanlış olmasa gerektir. Vedalar öncesi dönemin ya da Dravidyen döneminin sonraki dönemlere yaptıkları katkılar şöyle sıralanabilir İnsanların yaşamında ormanların etkisinin vurgulanması; en somut biçimiyle tanrısalın tefekkürü, bununla birlikte tapınak tapımı; evren dizgesinde hayvanlarla bitkilerin daha yüksek bir yere çıkarılması; tanrısalın dişi yanının ululanması; Tanrı' nın yaratıcılığının vurgulanması. VEDALAR DÖNEMİ Vedalar Hint felsefesinin ilk izlerinin bulunduğu kutsal metinlerdir. Dört tanedirler Rig Veda; Yajur Veda ; Sama Veda; Atharva Veda. Her Veda (veda Sanskritçe `kutsal bilgi' demeye gelir) dört bölümden oluşur: I -Samhitalar -bu bölümde çeşitli tanrılar için yazılmış ilahiler vardır; II-Brahmanalar -bu bölümde kurbanlar ile kurbanların değerleri hakkında yazılan parçalar vardır; III-Aranyakalar -bu bölümde simgeler ile meditasyon yöntemlerini saptayan "orman andlaşmaları" vardır; IV-Upanişadlar -bu bölümde bilgi aracıliğıyla kurtuluşa ermeden (mok.ra) söz edilir; Vedalar' da felsefe adına en fazla şey bulunan bölümler Upanişadlar'dır. Vedalar'daki felsefe ile din dizgesinde, Hint felsefesinin iki dayanağı söz konusu edilir Atman ile Brahman. Atman, Hint dininde, canlıdaki, özellikle de insandaki ruh ya da "ben"dir Brahman'ın benliğidir. Brahman'sa "cinsiyetsiz" demeye gelir. Sonul gerçekliği dile getirmek için kullanılır. Evrenin temeli ya da varolan her şeyin kaynağı demektir. Bunlar, Upanişadlar'ı anlamak için bilinmesi zorunlu olan iki kavramdır. Atman tek bir varlıktır ama biçimi yoktur biçimi olmadığı için de sınırı yoktur sınırı olmadığı için de her yerdedir her yerde varolan, ebedi olan Tanrı' dır. Simgesi kutsal OM hecesi olan Atman Brahman'dır. Atman, Brahman'la aynı varlık olduğunu anladığında ölümsüzlüğün sırrına erer. Böylelikle de Tanrı'ya ulaşır. Bu bağlamda iki kavram birbiri yerine kullanılır. Kişi, kötülüklerden arınamadığı, duygularını denetleyemediği, zihnini huzura kavuşturamadığı, tefekkürle düşüncenin derinliklerine dalamadığı sürece Atman'a erişemez. Atman'a ulaşmak için yalnızca öğrenim yetmez. DESTANLAR DÖNEMİ Vedalar'daki bilgelik gizli, kıskançlıkla korunan bir geleneğin parçasıydı. Dolayısıyla bu metinlere pek çok insan ulaşamıyor, ulaşanlar da genellikle bir şey anlamıyorlardı. Bu açlığı gidermek, kutsal geleneğin düşüncelerini aktarmak için öykülerden, şiirlerden oluşan yeni bir gelenek yaratıldı. Bu öykülerle şiirlerin toplandığı iki derleme özellikle önemlidir: Mahabharata ile Ramayana. Mahabharata'da Hint ülkesinin ele geçirilmesi anlatılır. Bu yapılırken de her yönüyle bir yaşam kılavuzu; dine, felsefeye, topluma, siyasete hatta hekimlige dair bir kılavuz verilir. Bu destanın özellikle Babavagad Gita (Kutlu Ezgi) adli bölümü önemlidir. Gita, insan ile evrenin yapısım açıklar. Ramayanddaysa Sita ile Rama'nın kişiliğinde kadın olmakla erkek olmaklığının örneği sunulur. Bu dönemde bir de sastralar vardır. Bunlar sutraları açıklamak için yazılmış kitaplardır. Hint felsefesinde temel olarak yaşamın dört amacı olduğu savunulur. Bunların üçü birer rartrada anlatılmıştır. Yaşamın ilk amacı arthadır. Bu sözcük `şey', `nesne' demeye gelir. Sevi, sanat yapıdan, çiçekler, mücevherler, güzel giysiler gibi dokunulur, sahip olunabilir, hoşa gider, yitirilir tüm nesneler böyledir. İnsanın gündelik yaşamında bir evi çekip çevirmesi, bir aile meydana getirmesi, dinsel ödevleri yerine getirmesi gibi şeyler için gerekli olanları dile getirir. Kısacası insanın elde etmek için peşinden koştuğu nesneler; bu nesneleri elde etme yollan; peşinden koşulan bu nesneler için olduğu varsayılan gerekler, istekler demeye gelir. İktisat, siyaset, teknik bu amaca hizmet ederler. Bütün bunların anlatıldığı kitap Arthaıartra'dır. Yaşamın dört amacından ikincisi kamadır. Sözcük Sanskritçe'de `zevk', `aşk' demeye gelir. Hint söylenbiliminde Kama, Cupid'in tamamlayıcı parçasıdır; aşk tanrısıdır. Yeniden bedenlerıiş isteğine karşılik gelen Kama öğretisinin anlatddı- ğı kitapsa Kamarartra'dır (Kaıııarutra diye de bilinir). Yaşamın üçüncü amacı dharnıadır. Dharma `evrenin yasası'dır; karşıtıysa `kaos'tur (adharma). Adharma acıya neden olur; bu aanın sebebiyse istemedir. Buna karşılık dharma dinsel, ahlâksal ödevler bütünüdür. Ahlâksal eylemin yasasıdır. Bu öğretinin anlatıldığı kitap Dharmasutra'dır. Trivaga (üçlü öbek) denen dharma, kama, artha dünya nimetlerini imler. Yaşamın dördüncü amacı ise moksa dır (apavaıga, niıvrtti, nivrtti de denir). Moksa Sanskritçe "kurtuluşa erme" demeye gelir; sonul amaç, sonul iyidir. İlk üçünün hem üzerinde hem karşısındadır. Hint dininde insanın dinsel çabayla varmak istediği ruh durumunu; gerçeğin asıl doğasına bakışla ulaşılan durumu anlatır. Bu durumda kişi her türlü istekten kurtulur. SUTRALAR DÖNEMİ: Destanlar Dönemi'nin sonlarına doğru gerek dünyanın gerek insanın felsefece yapılmış dizgeli açıklamalarına rastlanır. Bu dizgeler bütünüyle felsefece olan çabalardır. Bu dönemdeki felsefe okullarının bir kısmı Vedalar'ın yetkesi ile yanılmazlığını kabul eden ortodoks (artika) okullar, bir kısmı da bunu kabul etmeyen ortodoks olmayan (nartika) okullardır. Nyaya, Vaisesika, Sarnkhya, Yoga, Mimamsa, Vedanta okulları felsefece çözümlemelerini Vedalar'a dayanarak yapan ortodoks okullardır Nyaya Okulu temel olarak bilmenin araçlarını mantıksal çözümlemesiyle, Vaishesika Okulu da bilinen şeylerin türlerini çözümlemekle ilgilidir; Samkhya Okulu kişinin dış dünyayla ilişkisini araştırır Yoga Okulu ben'in yapısıyla, bir de Saf Ben'e nasıl ulaşılacağıyla ilgilidir; Mimamsa Okulu bilginin öznel geçerliliğinin ölçütlerini soruşturur; Vedanta Okulu ise Vedalar'ın sonuç bölümleri olan Upanişadlar'a dayanarak gerçeklik ile bilginin ussal çözümlemesini verir. Buddhacıliğın, Caynacılığın, ayrıca Carvaka Okulu'nun sutraları, ortodoks olmayan (nastika) sııtralardır. Çünkü bunlar Vedalar'ın ne yanılmaz olduklarını kabul ederler ne de Vedalar'ı yetke olarak kabul ederler. Bunlardan Carvaka Okulu bütünüyle maddeci olan, ruhsallığa izin vermeyen bir Felsefe okuludur. BÜYÜK YORUMCULAR DÖNEMİ: Yukarıda anılan Felsefe okullarının ele aldığı sutralara yorumlar yazan bir felsefeciler kuşağı oluşur. Guadapada (M.S. VI. yüzyıl), Sankara (M.S. VIII. yüzyıl), Baskara (M.S. IX. yüzyıl), Yamuna (M.S. X. yüzyıl), Ramanuja (M.S. XI. yüzyıl), Nimbarka (M.S. XII. yüzyıl), Madhva (M.S. XIII. yüzyıl), Vallabha (M.S. XV. yüzyıl) bunların en önemlilerindendir. Rönesans Dönemi Dış etkiler, özellikle de Batı etkisi sonucu Hint felsefecileri kendi felsefe geleneklerini sorgular olurlar. Kaynak: Felsefe Sözlüğü- Bilim ve Sanat Yayınları __________________ | |||||
| | |
| | #2 | ||
| Üye ![]() ![]() |
HİNT FELSEFESİ Hintliler’de eski bir din olan “Brahma” dinin içerik ve kuralları “Veda” denilen kutsal kitaplarda toplanmıştır. Vedalar,farklı dönemlerde yazılan çeşitli eserlerin oluşturduğu bir ansiklopedi türüdür. Bu kitabın eski bölümleri, bazı ilahi ve beyitlerden meydana gelmiştir. Son bölümleri ise bu ilahi ve beyitlerin felsefi yorum ve açıklamalarını içerir, Ancak ilk başlangıç olarak düşünülürse “Rigveda”adı verilen en eski bölümlerinde de bazı felsefi noktaların ve felsefi düşüncelerin yer aldığı görülür. Burada şu soru dikkat çeker:”Tanrılar ve insanlar henüz yokken bu evrende acaba ne vardı? Bu soruyu kapsayan beyiti yazan kişi, Tanrıların varlığından asla kuşkulanmaz,ama Tanrıların evrenin bir parçası olduğunu kabullenir ve onları evrenin yapısına dahil eder Tanrılarında içinde yer aldığı bu evrenin elbette bir başlangıcı olacaktı?Ve ilk sebep nedir? Bu sorunun yanıtı Rigveda’da net olmamak üzere şöyledir: “Evren,var olmazdan önce ne var olan ve ne de yok olan .yani varlık ile yokluk arasında bir şeyin bulunması gerekir .Bu,ne var ne de yok olan şeyin yaratıcı bir güç olması gerekir.” beyitin sonunda şu ifade yer alır: ”Herhalde evrenin ne olduğunu bilen bir kimse vardır. Yoksa bunu bilen biri yok mu?...” Bu ifadeler,felsefenin ilk tohumları olarak düşünülebilir. Çünkü Mısır Mezopotamya ve Yunan ile gelişen felsefenin temellerini Hintliler de görmek mümkündür. Bu sorular ile insanoğlu,evrenin başlangıcı ve ilk sebep üzerine düşünmeye başlamıştır ve her zaman bir şekilde cevap aramıştır. Ve böyle düşünmeye başlayan insan için din yetersiz kalmıştır. Bu tür sorulara dinin içerikleri bir cevap verememiştir .Tanrı –Evren-Ruh...gibi konular,insanlığın cevap aradığı kafa yorduğu, bilmek istediği temel konulardır. Ancak bunlara cevap bulmakta yetersiz kalınmıştır ve bu kavramlar antinomi olarak bilinemeyen bir şekilde devam etmiştir dinin kuraları yetersiz kalınca, insan bunları eleştirmek,bunların dışına çıkmak ihtiyacı duyar .Bu anlayış;felsefi bir amaç ve nitelik taşır, ilk kez Vedalarda yer alır Felsefi düşünce her yerde dinin inanç ve mitlerinden,Vedalarda olduğu şekilde, ayrılmaya başlar Felsefi düşünce insan nerede kendi düşüncesiyle dinsel inanç ve niteliklerden, veda’larda olduğu şekilde,ayrılmaya başlar. Felsefi düşünce ;insan nerede kendi düşüncesiyle dinsel inançlara karşı bir reaksiyon göstermiş ve inancın dışına çıkma gereksinimi duymuşsa, o anda orada, saf ve gerçek anlamda başlamış olur. Hint çok dikkat çekicidir .Ancak bu felsefe sistemi, hiçbir zaman kendisini tam anlamıyla dinden soyutlamamış ve bağımsız olamamıştır .Bundan dolayı o bir rahip felsefesi olarak kalmıştır. Hintlilerde ilk tohumları bulunan felsefe, Mezopotamya ve özelliklede Yunan da canlanmış,asıl gerçekliğine ve aktif amacına,kendini dinden bağımsız kılan Yunan döneminde ulaşmıştır. Bu anlamda düşünülürse Yunan felsefesi, bir mucize değildir, ancak felsefenin en parlak ve en aktif düzeye ulaştığı dönemdir. Hint felsefesi,çok fazla gelişemediği için bu felsefede ki düşünürler ve felsefenin ilgilendiği konularda sınırlı sayıdadır. Hint felsefesini dile getiren ilk filozoflar ”Nesil Filozofları”dır. Bu filozoflar 5. grupta incelenir. Ve grup adına göre isimlendirilir: *1.Nesil Filozofları *2.Nesil Filozofları *3.Nesil Filozofları *4.Nesil Filozofları *5.Nesil Filozofları 1. Nesil Filozofları Nefes ve rüzgara önem verirler. Tabiattaki olaylarla ilgili olarak 5li sınıflamalar yapmışlardır. Bunlar; · Okyanusta başlayıp okyanusta biten bir hareketlilik. · Hayvanlar arasında bir sınıflamadır. · İnsan, sağlıklı bir vücut olarak sınıflandırılıyor. Bunlar ise dokunma, düşünme, görme, işitme, nefes alma şeklindedir Genel olarak toplamak gerekirse, nefes ve rüzgarda kastedilen havadır. Her şey okyanusta başlar ve okyanusta biter. Hintlilerin bu okyanus fikri, Homeros ‘u etkilemiş olabilir. Çünkü Homeros’ta okyanus ve deniz fikrini konu etmiştir Ona göre okyanus ve denizin birlikteliğinden güneş ve yıldızlar oluşmuştur. Daha sonraları da Hintlilerden Thales etkilenmiş olabilir. Hint görüşü (okyanus,su fikri) Thales’e geçmiş olabilir. 1.nesil filozofları nefes ve rüzgar anlayışı ile İlkçağdaki Milet Mektebi filozoflarından “Her şeyin aslının hava olduğunu” düşünen Anaximenes’e benzerlik gösterirler. Nefes ve rüzgar da havayı kasteder. 2. Nesil Filozofları Bu filozoflar, evrenin büyük bir devden ibaret olduğunu söylerler. Güneşi büyük ve en üstün varlık olarak kabul etmişlerdir. Bunlar güneşi büyük bir keçinin boynuzlarında seyahat ediyor diye düşünmüşlerdi | ||
| | |
![]() |
| Bookmarks |
| Konu Seçenekleri | |
| Modları Göster | |
| |
Okuduğunuz Konuya Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Açan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Varlik Felsefesİ ..... | yaremce | Felsefe - Sosyoloji | 3 | 10-05-2007 07:18 |
Forumumuzda yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir,sitemizde yasalara aykırı unsurlar bulursanız İletisimden bildirebilirsiniz, şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır. Report Abuse, Harassment, Scamming, Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3 or any Illegal Activity to Contact- İletişim Gizlilik Bildirimi Forum Kurallarımız